Kanal toprağı!

Aslında güzelim Anadolu ve insanı yaşamının içinde, o kadar anlamlı sözler, deyimler barındırır ki her biri için, bir değil, birkaç cilt kitap yazılır desek hiç de yanlış olmaz…
Kanal İstanbul o kadar gündemde tutuluyor ki insanımız başka şeylerle ilgilenmez oldu.
Hani derler ya?
Hiçbir şeyle ilgilenmeyen
İçine kapanan
Vurdumduymaz
Kaderine boyun eğmiş insan için
Sanki üzerine ölü toprağı dökülmüş!
Şimdi gel de, bu güzel söze ve içinde barındırdığı derin felsefeye hayran kalma?
Bu söz ve içerdiği anlam, nereden aklımıza geldi diye merak edenler varsa?
Nedeni çok açık ve net…
Kanal İstanbul hafriyatından çıkan toprakların, önce Marmara denizine çakma ada yapılacağı ama sonrasında ise Karadeniz kanal girişinde ki sahilin boylu boyunca doldurulacağı söylenince, öncelikle çevreciler karşı çıktı ama ne çare, dinleyen kim?
İsteseniz de, istemeseniz de, bu kanal yapılacak söylemine toplumdan beklenen tepki de sönük kalınca, belli ki bu toplumsal suskunluğun bir nedeni olmalı diye düşündük…
Belli ki üzerimizde bizi bu duyarsızlığa ve adam sendeciliğe iten bir baskı var?
Toprak!
Dönüp çevrenize bakın, gören gözler, duyan kulaklar, konuşan ağızlar için yükselen beton ucubelerin kazılan toprakları, molozları kimin üstünde?
Çünkü bu kentsel dönüşüm diye yutturulan beton rantı ve çevresel kıyımın travması bizlerin beynini dumura uğratmakla kalmadı, aynı zamanda çıkan hafriyatı da üzerimize ölü toprağı gibi serpildi.
Cem-i cümlemize kal geldi hala da aynı durumumuzu muhafaza ediyoruz
Şimdi işin sonuna geldik ve İstanbul’un ölümüne yol açacak, kanal hafriyat toprağı da tüm ülke insanının üzerine döküldü mü?
Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde ye…
Ama şöyle bir silkinip, üzerimizde ki bu bir avuç yandaş insanın, akıl almaz paralar kazandığı ve hafriyat artıklarını ve topraklarını toplum olarak atabilsek ve doğrulup aklımızı başımıza alsak gözlerimiz açılacak ve ne olup bittiğini çok iyi anlayacağız ama ne çare?
Hiç fırsat verirler mi?
Bakın nerede ise üç ya da dört yıl geride kaldı ve biz hala üzerimizde ki bu ölü toprağı ile yaz, kış bir saat ileri uygulama ile uykumuzdan bir saat erken uyanıyoruz ama bir Allah’ın kulu çıkıp da demiyor ki muhteremler biz uykumuzdan fedakarlık yapıyoruz da, ne kadar enerji tasarruf ettik?
Ortada bir tasarruf varsa?
Bunun mali karşılığı nedir?
Bu mali karşılık nerede ve neye merhem oldu?
Biliyor muyuz?
Bilemeyiz…
Çünkü üzerimizde tonlarca hafriyat var, toprak var!
Bir silkinip diklenebilsek, her şey bir anda düzelecek ama fırsat vermiyorlar ki?
İşte bu yüzdendir ki kanal ve hafriyatı yolun sonu sayılır
Eğer bu hafriyatta üzerimize yığılırsa, artık bizi kimse doğrultamaz
Neden bu kadar diretiyorlar ve illada yapılacak deniyorsa, bununda önemli bir nedeni var elbette?
Çünkü çok iyi biliyorlar ki eğer bir geri adım atarlarsa?
Bu güne kadar vatandaşın üzerine atılan ne kadar hafriyat, moloz ve toprak varsa, bir anda iktidarın üzerine çökecek ve ilk sandıkta da altında kalacaklardır…
Sözün özü;
Kendi kaderini tayin etmeyen toplumlar, hangi yöne çekilirse, neyle karşılaşacağını, ne vebal ödeyeceğini bilmeden ve gözü kapalı bir bilinmeyene sürüklenirler…