Erdoğan: Trump sana daha neyi anlatayım?
Süleyman Soylu hakkında flaş gensoru
Ev sahiplerine kötü haber! Daha fazla vergi ödeyecekler...
Reina katliamı sanığı Ebulhasan: Masharipov beni IŞİD'e davet etti
Kamu kuruluşunda Kuran kursu eğitimi

Siyaseti ve ticareti besleyen inşaat sektörü şiddetle kan kaybederken

BÜLENT SOYLAN

27-11-2017 16:54


Aslında anlaşılması çok da zor olmamalı;
Bir ülkede yasak ya da denetim altında olan bir işi bir anda serbest bırakır, önünü açarsanız o konuda
hemen bir hareketlilik başlar, “piyasa” açılır.
Hangi işi aklınıza getirirseniz getirin, hepsinde öyledir.
Çünkü yasak ve denetim daha öncesinde bu işlerin önünü tıkamış ya da sınırlamıştır.
Tıpkı bir akarsuyun önündeki baraj gibi.
Kendi halinde akan bir nehrin üzerine gider baraj yaparsınız, sular arkasında birikir; barajı yıkarsınız o
sular bir süreliğine eskisinden daha coşkun ve kendi keyfince akar gider.
Durum inşaat ve ticaret sektörü için de böyledir.
Bu durum bir bakıma Türkiye’nin son yıllardaki siyasi-ekonomik macerasının da değişik bir
açıklamasıdır.
*
Türkiye, hani o “Çıktık açık alınla” diye başarı marşını söylediğimiz yıllarda başlayıp şimdiki iktidarın iş
başına geldiği yıllara kadar iyi kötü belli bir düzen ve tabii ki o düzenin gerektirdiği bazı kurallara uyarak
geldi.
Neydi bunlar?
-Bu kadar açık ihlaller yapılamıyordu, yerleşik kuralları vardı devletin.
-İktidarlar rant dağıtım merkezi gibi çalışmıyordu.
-Şehirlerin yapısı bu kadar gözden çıkarılmamış, yapılaşma yani inşaat işleri bu gün bu işe bizzat yol
verenlerin bile “bu kadar da yapılmaz ki” dedikleri kadar, hatta kendi deyimleriyle “ihanet derecesinde”
inşaat sektörünün ve onun beslediği siyasetin kazanç hırsına terk edilmemişti.
*
İşte o "kurallı" günlerden sonra yeni bir dönem başladı ülkede:
“Yeni” anlayış, bir şeylerin hıncını alırcasına eski kuralların hepsini göz ardı etti.
-“Hukuk nedir ki?” deniyor, nasıl lazımsa öyle yorumlanıyor, yapılandırılıyor ve yönlendiriliyordu.
-Siyasi gücün ekonomik güçten geçtiği bilindiği için, hemen her fırsatta “yandaş” ya da “çıkarı gereği”
yandaşlığı kabullenen “kesim”in güçlenmesi ve bu güçlenme uğruna iktidara daha fazla bağlanması için
her türlü fırsat yaratılıyordu.
-Yandaş kayırmanın en kolay yolu ve rantın en büyük kaynağı “imar” yani “inşaat” olduğundan belirli
sayıda müteahhidin ve onların taşeronu konumundaki irili ufaklı pek çok müteahhidin -şehirleri
katletmesi, başta trafik olmak üzere şehir yaşamını altüst etmesi bahasına- onlara her türlü inşaat
yapma fırsatı yaratılmıştı.
Artık imar mevzuatı, tarihi eserlerin, doğal hayatın ve çevrenin korunması için aklın gereği, genel kabul
görmüş hiçbir kural çalışmıyordu.
Bu duruma o kadar sarılınmıştı ki; Ankara’dan “yapılsın” denildiğinde o inşaatın önünde ne bir kimse, ne
bir kural ve ne bir kurum; artık hiçbir şey duramıyordu.
*
İşin kötüsü, kendisi aslında yoksulluk sınırı içinde debelenen geniş bir kesim, bu kuralsız inşaat
furyasının yarattığı “Ucubeleri” gördükçe ülkenin bayağı kalkındığına inanıyor ve onların bu inancı
siyasetin işine geliyordu.
Tabii, inşaat sektöründeki parlama diğer sektörleri ve elektrikçisinden muslukçusuna, nakliyecisinden
tekstilcisine kadar pek çoğuna “bu imar selinden kütük kapma” şansı da verdiği için kitlelere işin
yanlışını anlatmak zordu.
Hele ki bu furyadan yani emlak pazarlamasından büyük reklam geliri elde eden medyamızın da
“durum”dan hayli memnun olması farklı yorumlara itibar etmemesi karşısında…
Ama gelin görün ki, "baraj yıkmakla" coşturulan suların, ticaret ve siyaseti ancak bir yere kadar
götürebileceği kaçınılmaz bir gerçekti.
O sular bir gün çekilecekti.
-Şehirler bir yere kadar çarpıtılabilir,
-Trafik bir yere kadar sıkıştırılabilir,
-Üretilen konutlar bir yere kadar alıcı bulabilirdi.

Şehirler artık yaşanmaz hale getirilirken, önce gerçek anlamda “şehirli” ve elinde biraz imkanı olanlar
yavaş yavaş daha yaşanabilir yerlere göçmeye başladılar.
Ama terkettikleri yerleri süratle “dışarıdan” doldurulmakta olduğu ve bunun yanı sıra orta doğudaki arap
nüfus ciddi bir talep yarattığı için şehrin giderek yaşanmaz hale gelmekte olması dolayısıyla başlarda
konut sektörünü pek fazla etkilemedi.
Şehir kötülemiş, demografisi yani nüfus yapısı değişmişti.
Bu yeni “şehirliler” bu şartlarda bile kendini kötü hissetmedikleri için müteahhitlerin işi hala
bozulmamıştı.
*
Bu bir dönem içindi, geçiciydi...
Göç ve hızlı nüfus artışından bile daha yüksek oranda büyüyen inşaat sektörü, bundan üç-beş yıl
öncesinde ufaktan “satamamak”tan şikayet etmeye başladı.
Konut stoku hissedilir biçimde şişmeye, bu şişkinliğin maliyeti taşınamamaya başlanmıştı.
Kolay kazanacağını, bu kazancın arkasının kesilmeyeceğini düşünen ama -hadi boyundan demeyelim-
ama öz sermayesinden ve deneyiminden çok daha büyük işlere soyunanların kullandıkları banka
kredileri ciddi bir sorun haline gelmişti.
“Kabahat bankaların yüksek faizlerinde” diye mazeretlere sığınılıp anlatılsa da işin aslı, maliyetler
yükselirken satışların düşmeye başlamasıydı.
Önce vergi indirimiyle bir hayat öpücüğü konduruldu.
Bankalar daha fazla kredi verecek dendi, diş geçirilebilenler zorlandı.
Mülk alana vatandaşlık verildi, yabancıdan KDV istemeyiz dendi.
Yetmedi tabii...
Bazılarına “çılgın” gibi gelse de “Ankara” bu sıkıntıyı, kamu yatırımlarına yüklenmekle -en azından bir
süreliğine- ötelemeye çalıştı.
Öyle ya, konut üretildiğinde bunun bir de alıcısını bulmak lazımdı ama kamu yatırımlarının yani hava
alanı, tünel, köprü, restorasyon gibi işlerin hemen bir alıcısı olmasına gerek yoktu.
“Siyaset kurumu” nasıl olsa onları hem bu günün insanlarına hem gelecek nesillere bir biçimde
aldırtıyordu.
O tertip kamu yatırımları, kısmen devletin parası ile karşılandı.
Yetmediği işlerde “İleride halkımız öder, ödemeyin ne yapabilir ki” denip “parasızlık dönemlerinin ünlü
formülü” Yap-İşlet- devret modeliyle büyük kamu yatırımlarına gidildi.
Ve... bu günler itibariyle ve her şeye rağmen :
-Konut stokları iyiden iyiye şiştiği için müteahhitler ve konut sektörünün sürüklediği diğer yüzlerce sektör
sıkıntıda.
-Devlet tarafından doğrudan finanse edilme işlerinde darboğaz yaşanıyor; çünkü ne özelleştirme diye
satılacak fazla bir şey kaldı ne de vergilerde esaslı bir artış yapılmadan bütçenin bu harcamaları
kaldırabilme gücü.
-Yap işlet devret modeli, yurttaşı müşteri haline getirip gelecek nesilleri borçlandırsa da, doğru
kullanıldığında, halkça benimsendiğinde yine de bir çözüm olabilirdi belki ama; yapılan “hesaplar”ın çok
açık yanlışları ortaya çıkınca bu yol da sıkıntıya girdi.
-Güneyimizde ve orta doğuda başlayan durulma Türkiye’den mülk edinme furyasını kesti.
Hatta bu furya sert bir geri dönüşe neden olup “alış”lar hızla “satış”lara dönüşürse konut piyasasını
beklenenden daha da olumsuz etkileyebilecek.
-Savaş dolayısıyla Türkiye’ye gelenlerin konut sektörüne etkisi sadece buradan konut satın almalarıyla
sınırlı değil tabii.
Bundan daha geniş etkiler “konut kiralama”da görülüyordu.
Büyük kentlere, yerine göre on bin hatta yüz binlerce aile gelince bunların talebi konut kiralarını hayli
arttırmıştı.
Bu hazır kiracı ile yüksek kiralar karşısında konut fiyatları da yükselmiş, konut talebi etkilenmişti. Olay
tersine döndüğünde konut sektörünün bir de buradan sıkıntı yaşaması doğaldı.
-Sona gelmede belki de en etkili unsur, “likidite tercihi” yani parayı elde tutmayı, konuta yatırmaya tercih
etmekti...
Düşünülürse, insanlar iki nedenle konut edinir:
-Birincisi ihtiyaçlar dolayısıyladır. Bu ihtiyaç kabaca nüfus artış hızı kadardır denebilir.

-İkincisi, “spekülatif”tir. Yani “ihtiyacım yok ama alacağım konut bir süre sonra elimdeki paradan daha
fazla değer kazanacak, oturmasam, kiraya vermesem bile alayım, konuttan para kazanayım”
düşüncesi.
Ama görülüyor ki ekonominin başında dolanan kara bulutlar -ki bunlara en son bize ciddi bir yaptırım
yükleyecek olan Zarraf davası eklenmiştir- insanların inancını konut, edinmekten dövize ya da en
azından nakitte kalmaya çevirmiştir.
*
Bütün bunları bir gün mutlaka “olacaktır” diye daha önce de söylemiş, yazmıştık.
Ama iş öyle bir aşamaya geldi ki; sanki bunları biz yapmışız da onlar hep karşı çıkmış gibi, bu işin
gerçek sorumluları da son zamanda aynı şeyleri söylemeye başladılar.
Birileri hariç: Satışlar ne kadar düşerse reklama o kadar ihtiyaç duyulduğu ve reklamdan böyle
zamanlarda iyi para kazanıldığı için bu reklamları yayıp para kazanan medyamız…
Onlar "haber" ve "yorum"larında hala ekonominin bu acı gerçeğini görmezden gelmeyi sürdürüyorlar.
Ve dolayısıyla kamuoyu işin aslını öğrenmekte biraz gecikiyor.
Bütün bunlara rağmen bazı meslek örgütleri artık kendi raporlarında da olsa “yaradana sığınıp”
sıkıntılarını açıkça ortaya koymaya başladılar.
Merak edenler bunlara kolayca ulaşabilir, ulaşamayanlara biz de yardımcı olabiliriz.
Şimdi maalesef önümüzde herkesin gerçek durumu kavraması, kendi hesabını yapması gereken çok
sıkıntılı bir dönem var.
Ve ekonomimizin tepesinde dolaşan o kara bulutlar sanırım öncelikle bu “furya”nın yarattığı inşaat
sektörünün yüksek tepelerine yağdıracak yağmurunu.
Bir süredir birlikte kazananlar şimdi haliyle birlikte ıslanacaklar.
Gerisi mi?
Bu koşullar başka hangi tepeleri yaratmışsa derece derece onlar da tabii.
Ya “diğer insanlar” biz sıradan yurttaşlar diyeceksiniz…
Onlarınki, Nazım’ın Kuvva-i Milliye Destanındaki Kartallı Kazım’ın durumu aynen:
Ne diyordu büyük usta?
“Dövüştü pir aşkına,
Yaralandı birkaç kere
Ve saire.
Ve kavga bittiği zaman
Ne çiftlik sahibi oldu, ne apartıman.
Kavgadan önce Kartal'da bahçıvandı,
kavgadan sonra Kartal'da bahçıvan...

Diğer Yazıları

  Hava Durumu


ISTANBUL

  Yazarlar

KAZIM ÇİLOĞLU

KAZIM ÇİLOĞLU

İthalat!
BÜLENT SOYLAN

BÜLENT SOYLAN

Patronu devlet olunca...

Köşe yazılarının tüm adli sorumluluğu yazarına aittir.

  Puan Durumu

  O G B M A Y AV P
1.GALATASARAY A.Ş. 15 10 2 3 33 19 14 32
2.MEDİPOL BAŞAKŞEHİR FK 15 9 3 3 25 16 9 30
3.FENERBAHÇE A.Ş. 15 8 5 2 31 19 12 29
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 15 7 6 2 23 13 10 27
5.KAYSERİSPOR 15 7 6 2 23 17 6 27
6.GÖZTEPE A.Ş. 15 8 3 4 28 23 5 27
7.TRABZONSPOR A.Ş. 15 7 4 4 31 27 4 25
8.BURSASPOR 15 7 3 5 27 17 10 24
9.DEMİR GRUP SİVASSPOR 15 7 1 7 20 25 -5 22
10.TELESET MOBİLYA AKHİSARSPOR 15 5 4 6 20 25 -5 19
11.KASIMPAŞA A.Ş. 15 5 3 7 24 29 -5 18
12.AYTEMİZ ALANYASPOR 15 5 2 8 26 29 -3 17
13.EVKUR YENİ MALATYASPOR 15 4 4 7 18 23 -5 16
14.OSMANLISPOR FUTBOL KULÜBÜ 15 4 2 9 22 27 -5 14
15.ATİKER KONYASPOR 15 4 2 9 15 21 -6 14
16.ANTALYASPOR A.Ş. 15 3 5 7 15 26 -11 14
17.GENÇLERBİRLİĞİ 15 3 3 9 19 31 -12 12
18.KARDEMİR KARABÜKSPOR 15 2 2 11 13 26 -13 8