Prof. Dr. İzzettin Doğan'dan Türkiye ve dünyaya Kudüs uyarısı

Cem Vakfı Onursal Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan, Kudüs'te yaşanan katliamala ilgili olarak ve 24 Haziran seçimleri öncesi Alevi vatandaşların talepleri konusunda çok önemli değerlendirmelerde bulundu.

16-05-2018


Küdüs'te yaşanan katliamla ilgili olarak Türkiye'ye ve dünyaya önemli mesajlar veren Prof. Doğan, 24 Haziran seçimleri öncesi ise parti programlarında Alevi vatandaşların taleplerine gerektiği gibi yer verilmeli dedi.

İşte Prof. Dr. Doğan'ın Haber Cem Ana Haber'de yaptığı açıklamalar:

Kudüs'te çok vahim bir olay ile karşı karşıyayız ama bunu bu kadar çabuk gerçekleştireceklerini doğrusunu isterseniz beklemiyordum. Çünkü bütün hedef aslında Amerika’nın bugün dünyayı yönettiği söylesen de Museviler yani İsrail devleti Amerika aracılığıyla kendi istediklerini hem orta doğuda hem dünyanın başka yerlerinde empoze ediyor.  Doğu Akdeniz’de doğalgaz ve petrol nedeniyle bu güç dengesini hesaba kattığınız zaman Arap nüfusuna karşı küçücük bir İsrail devletinin böylesine saldırgan bir tavır içine girmesi izaha muhtaçtır ve zorlanacak tarafı yoktur.

Aslında ABD İsrail’in teşvikiyle ve İsrail sürekli olarak dikkatleri İran’a çevirmek üzere yani Ortadoğu’nun ve Amerikan çıkarlarının en çok tehdit altında bulunduğu en önemli gücün İran olduğu hesaba katarak kendisine göre İran’ın tasfiye edilmesi yönünde adım attı.  

ABD’nin İsrail’in İran bahanelerini kendisinin doğruymuş gibi inanarak bir stratejiye doğru yönelmiş olmasıdır bütün mesele. Burada basit gibi görünen aslında arkasında neler yattığını görünce Arap ülkelerinin ve Türkiye'nin tavır alması gereken bir durum söz konusudur. ABD’nin Kudüs’ü başkent olarak tanıması ve İsrail’in başkent ilan etmesi sonrası oraya büyükelçiliğini taşıması ister istemez diğer ülkeleri başta da İran olmak üzere teyakkuza sevk etmesi gerekir.   İran aslında diplomasi deneyimi ve güçlü bir ülke daha öncede sezmişti bu olacakları. Yapılan antlaşma 5 + 1 antlaşması İran nükleer silah enerjisinin kullanılmasına müsaade edilmesinin şartlarından bir tanesi idi.

Burada İran’ın bu antlaşmanın gereklerine tümüyle liyakat ettiğini görüyoruz. Uluslararası toplum adına uluslararası atom enerjisi kurumu var. Uluslararası atom enerjisi kurumu yapmış olduğu denetlemelerde antlaşmaya aykırı bir durum bugüne kadar görülmedi diyor.

Şimdi bu duruma rağmen İsrail’in hayır biz farklı belgeler elde ettik İran nükleer silah elde ediyor, İran gizli gizli Ortadoğuda’ki tüm dengeleri değiştirebilir diyor. Bu iddianın uluslararası atom enerjisi tarafından yalanlamasına rağmen Netanyahu’nun sözde İsrail gizli servislerince böyle iddialar beyan etmesi buradaki amacı ortaya koyuyor.

Yine burada ABD başkanı Trump'ın inanması ya da inanır görünmesi ve İsrail ABD'nin kanatları altındadır açıklamaları bu durumun bir teyidi niteliğindedir. Ardından ise başkenti Kudüs olarak kabul etmesi ve kendi büyükelçiliğini oraya taşıyıp orada merasimle açması ister istemez ABD'nin Ortadoğu’da İsrail tarafından düzenlenmiş olan BOP projesinin uygulamaya konmasının ilk adımı olarak değerlendiriyor.

Ben teşhisi doğru koymak gerektiğini düşünüyorum. Eğer Ortadoğu’da barış bozulacak olursa hem dünya ekonomisini hem tüm dengeleri alt üst edecek şekilde yeni bir dünya savaşına 3. bir dünya savaşına kapı aralayacak şekilde bir gelişmeye vesile olabilir. Dikkat edilmesi gereken nokta budur.

Filistin davasını yüklenerek bugün Cumhurbaşkanın dün Londra’da ki yaptığı bir konuşmada ifade de etti. Türkiye tamam bu inisiyatifi almak isteyebilir aynı inancı taşıyan İslam ümmetinin koruyuculuğu adına Filistinlilere sahip çıkması anlaşılır. Ancak Türkiye’nin muhatap alması gereken devlet İsrail değildir. Türkiye’nin doğrudan doğruya muhatap alması gereken unsurlar Çin olsun Rusya olsun ya da yeni bir güç olarak Avrupa’nın itici gücü olan İngiltere, frense ve Almanya olabilir. Türkiye’nin dikkat etmesi gereken budur.  Türkiye’nin çabasının bu istikamette olması gereklidir.

Yani kınama ile yetinmesi Ortadoğu’daki gelişmeleri önlemeye yetmez.  Bunun dengesini kurabilecek olan Almanya,  İngiltere Fransa Rusya ve Çin’dir. Bunlar devreye girmezse eğer Türkiye yalnız kalabilir.

Bu durum Türkiye'deki bunalımları daha da derinleştirebilir, yurttaşları tedirgin edebilir oda ülkenin yönetiminin terörist gruplarla mücadele eden devletini yorar. Çok ince bir noktayız bu sadece ulu orta sözlerle bağırıp çağırmalarla çözülmez.

Sorun asıl çözüm merkezi ise İsrail değil ABD’dir. Dünyanın kendisini başta Amerikan halkının olmak üzere, Amerikan kamuoyunun Trump'a karşı başkanlarını barışa davet etmeleri, dünya kamuoyunu Trump'a karşı seslerini yükseltmelerini Türkiye istemelidir. Basında ve medyada Trump’un geri atmasına ve İsrail kulağını bükerekten savaş kışkırtıcılığı yapmasına engel olunmalıdır.

Utanç verici bir tavır içinde yan çizdikleri Filistinlerin haklarına sahip çıkmamaları, bir ülkenin ve insanların bu kadar hırpalanmasına öldürülmesine ve kabul edilemeyecek kadar ilgisiz kalan Arap ülkeleri de üzerine düşeni yapmalıdırlar. Bu durumu bana göre böyle yorumlamalı ve uluslarası kamuoyunu harekete geçirerek Amerikalılara bir takım uyarılarda bulunmaları gerekiyor

Özellikle vurguluyorum özgürlük ve hukukun üstünlüğünden yana olan Amerikalı aydınlar kesiminin Amerika’da ayağa kaldırılması gereklidir.  Böylece Ortadoğu projeleri askıya alınır daha sonrada barış stratejisine yönlenebilir.

 

24 Haziran seçimleri  ile ilgili olarak ise,

Alevi vatandaşların talepleri İç hukukumuz bakımdan,  toplumsal barışı açısından ve Türkiye’nin huzuru açısından en az Kudüs meselesi kadar önemli bir olaydır. Türkiye Müslüman ülkeler içerisinde tek laikliği kabul etmiş olan klasik batı demokrasilerinin ölçütlerini benimsemiş olan ve bu nedenden dolayı AB’nin tam üyesi olabilmek için işlemleri bitirmeye çalışan bir ülke konumundadır.  Biz 25 yıla yakın bir süredir bu konunun demokrasi temel haklar sorunu olduğunu, kendi anayasamızda düzenlemiş olmasına rağmen siyasi iktidarlar Alevilerin sorunlarını kendi gündemlerine almıyorlar. Sünni oylarını biz alamayız gerekçesi ile  alevi sorunun çözümüne yanaşmıyorlar ise, bu Türkiye'deki demokrasinin ne kadar küçük olduğunun, ne kadar eksik olduğunun bir göstergesidir.

Cem Vakfı'nın açmış olduğu davalar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde hükme bağlandı. O dönem Bekir Bozdağ ile yaptığımız bir görüşmemizde kendisine ‘siz bu davaları kazanamazsınız hükümeti mahkûm etmek zorunda kalırız ‘uyarılarımıza rağmen  'bu davaları kazandığınız zaman biz de kazanacağız’ dedi. Yani Sayın Bozdağ, burada biz bu davaları kazandığımızda kendi tabanımıza açıklama yapmamızı daha da kolaylaşacak, şeriatın kestiği parmak acımaz sonuçta deyimiyle... Seçmenine mahkemenin verdiği kararı yerine getirmek zorundayız diyeceklerdi özetle.

 

1950 yılından beri Alevi vatandaşların oylarını aldınız, askere aldınız Türkiye'de 3'te 1 Alevilerin olan vergileri aldınız. Ancak bu aldıklarınızın diğer inançlarda dâhil hiç birini bölüştürerek kullanmadınız.

Alında burada amaçlanan şey Türkiye'de toplumsal barışı bozmadan  Anayasa'nın gereği ve İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarının uygulanması gerekiyordu. Hakların verilmesi meselesini başbakan Binali Yıldırım ile Dolmabahçe'de ve İbrahim Kalın beyle yapmış olduğumuz görüşmelerde de dile getirdik. Çok kısa sürede sonuçlanması gereken bu meseleler iç ve dış politika sorunları yüzünden bugüne kadar hala çözülemedi.

Seçim sürecine girmiş olduğumuz bu günlerde bizim soru sorma hakkımız doğuyor. Hukuki bir güç olarak AİHM kararları, bütün yargı organlarını, idare organlarını, yasama organlarını bağlayan kararlardır. Uygulaması geciktirilemez.  Şimdi seçimlerde soruyoruz; ey siyasi partiler mangalda kül bırakmıyorsunuz konuşunca ancak artık sonuç görmek istiyoruz.

Mahkeme verdiği karada Alevi yurttaşlara ayrımcılık yapıldığı terimini kullanmıştır. Bu kararlara rağmen siyasi partiler vatandaşlara vaatlerde bulunuyorlar ve taleplerini yerine getireceklerini söylüyorlar. Bu ülkede 25 - 30 milyon alevi var, kardeşçe hep bir arada yaşamamıza rağmen ve uluslar arası hukukun kararlarına rağmen  siz nasıl siyasi partilersiniz ki Alevilere bu hakları nasıl vereceğinizi söylemiyorsunuz.  Bu son derece utanç verici bir durumdur. Bu AK Parti, CHP ve diğer partilerin ortak sorunudur. Siz bu ülkede Alevi Sünni kardeşliğinin pekişmesi, Türkiye'de iç barışı engelleyen unsurları ortadan kaldırmak için sizin Türk halkına yapmış olduğunuz teklif nedir. Seçimlerde ne teklif ediyorsunuz ki aleviler size oy versin.

Aytun Çıray ve Meral Akşener'in yaptığı açıklamalar iyi bir başlangıçtır. Ama konuya vakıf olduklarını düşünmüyorum açıkçası. Bu konuda tüm siyasi partiler net bir biçimde tavırlarını söylemelidirler. Mesela Meral Akşener'in söylemiş olduğu Alevilerin sorunları Kültür Bakanlığı'nda yapılacak bir değişiklikle çözüme kavuşturulabilir görüşü çok zayıf bir görüştür.  Bunun içini doldurmak gerekiyor. 

Benim şahsen bir yurttaş olarak,  kürsüsünde bu konuları yıllarca okutan bir hoca olarak benim parti liderlerinden isteğim siz Türkiye'de inanç özgürlüğünü tesis ederken yasalar önünde eşit olacak şekilde nasıl uygulamaya koyacaksınız onu bize gösterin.

HABERCEM


İlginizi çekebilecek diğer haberler

  Hava Durumu


ISTANBUL

  Yazarlar

EMİN VAROL

EMİN VAROL

DÜŞÜK PROFİL

Köşe yazılarının tüm adli sorumluluğu yazarına aittir.

  Puan Durumu