Fiyat mı, yoksa market savaşları mı?

KAZIM ÇİLOĞLU

02-02-2019 16:33


24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin öncesi ve sonrasında ekonomimiz, önce dövizde ki yukarı doğru hareketlilikle başlayan ve fiyat artışlarını peşi sıra getiren ekonomik krizin içine girdi!

Elbette seçim atmosferinde bu olumsuzluklar her ne kadar dış güçlerin saldırısı olarak nitelense ve devamlı bir eko-savaş içinde olduğumuz kafamıza sokulmaya çalışılsa da, bu tam anlamı ile yüksek oktanlı bir devalüasyondan başka bir şey değildi…

Baraj arkasında biriken ve son yıllarda ki üst üste seçim ortamlarında piyasalara fiyat yönünde baskı yapılması, dövizin düşük seviyede tutulması elbette ithalatı artırmakla kalmamış cari açığında büyümesine neden olmuştu!

Bu biriken fiyat ve dövize dayalı enerji, elbette bir gün boşalacaktı…

Aksi taktirde, barajın duvarlarının çökmesi ile çok daha büyük eko-sel kaçınılmaz olacak ve varı, yoğu tümden yok edecekti!

Hiç kuşkusuz bu belirli kesimlerce çok iyi biliniyordu ve o kesimler bundan önce de hep yaşanan, aslında her kriz bir fırsattır tanımlaması ile böyle durumlarda parasını önceden cebine koyup, nakde geçenler ve bu ortamlarda KGF ya da ön ödemesiz, hibe yollu devlet destekli kredi alabilenler, değil konkordato ya da iflas başvurusu yapmak tam tersi işlerini ve sürümlerini çoğaltıp geliştirmektedirler…

Şimdi market ile pazarlar bir biri ile kıyaslatılarak fiyat savaşları yaratarak bu sorunun kasıtlı ya da aşırı kazanç sağlamak için yapıldığı vurgulanmak isteniyor gibi bir izlenim yaratılıyor!

Oysa bu konu sözlü tartışmalar ile çözümlenecek bir eko-sorun değildir. Her şeyden önce market dediğimiz çok ürün ve istihdam yaratan aynı zamanda vergisini ödeyen kuruluşlardır.

Aldıkları ürün fiyatı

Sattıkları ürün fiyatı

Bu ürünlerin tüketiciden üreticiye intikal edene kadar geçen süreçte ki maliyeti faturalarla kayıt altındadır.

Bu ürünleri alan tüketici istese de istemese de bu alışları gene fatura edilip kayıt altına alınmaktadır.

Halbuki semt pazarlarını ekonomik yapıları ve kayıt sistemleri çok farklı olduğu gibi ürünlerini birinci elden ve bulunduğu il ya da ilçede ki son toptancıdan alarak satmaktadırlar. İstihdama katkıları da, genel giderleri de marketlere göre çok farklılık göstermektedir.

Her şeyden önce tüketicinin aldığı ürünün karşılığı harcamaları için belge alımı çok sınırlıdır.

Vergi ve Pazar yeri kiraları da bu yönden kıyaslanmalıdır.

Esasa dönersek asla bu halkın bir sorunu değildir olmamalıdır da…

İlgili bakanlıklar ve onların il ve ilçe birimleri ile yerel yönetimlerin bu denetimleri zaten yapması gerekir. Bunun aksi var ve bu fiyat artışları en üst makamın uyarısı ya da  ortamın bu kadar denetimsiz bırakılmasından cesaretle, ortaya çıktı ise bu çok daha vahim bir durumdur!

Sözün özü;

Eğer serbest piyasa ekonomisinin olduğu bir ülkede piyasa fiyatları, seçimden önce baskı altına alınıyor ve frenleniyor, seçim sonrasında gaza basılıyorsa?

Bu yönetenlerin değil oyunu yanlış kullanan seçmenin doğrudan kendi sorunudur! 

Diğer Yazıları

  Hava Durumu


ISTANBUL

  Yazarlar

Köşe yazılarının tüm adli sorumluluğu yazarına aittir.

  Puan Durumu