Erdoğan'ın çağrısından sonra Ak Parti'de 5. istifa
Sakarya'da feci kaza! Çok sayıda ölü ve yaralılar var...
Yıllık ücretli izin yönetmeliğinde değişiklik
Tunceli Valiliği duyurdu: 2 terörist saklandıkları evin banyosunda kendini patlattı
İspanya'da sabaha karşı çatışma: 5 ölü

Çayda dem…

KAZIM ÇİLOĞLU

08-08-2017 08:17


Bizim necip milletimiz, Gülhane parkında ama her şeyinde farkındadır…

Bu güzel ve her şeyi bir, iki sözcükle ifade eden o kadar çok ve hepsi birer, birer akademik düzeyde, günlerce ders konusu olacak ve kitap yazılacak hazine değerinde sözlerimiz vardır ki siz bir konuyu anlatmak için, konuşur durursunuz ama bilge halkımız çıkar, tek sözle durumu şak diye önünüze koyu verir;

Çayda dem, askerlikte kıdem!

3 Ağustos 2017 günü bir ilk gerçekleşti.

Devamlı eleştirilen, asker ağırlıklı ve yargıya kapalı olduğundan dem vurulan, Yüksek Askeri Şura ‘’YAŞ’’ üyeleri, 15 Temmuz sonrası OHAL ve KHK ile yeniden tespit edilmiş ve tüm TSK okulları, akademileri, asker hastaneleri, tersaneleri ile kuvvetler ve Genel Kurmay Başkanlığının var olduğu, emir komuta zinciri koparılarak, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı, İçişleri Bakanlığına, Genel Kurmay Başkanı Cumhur Başkanlığı ile dolaylı Başbakanlığa, Kara, Deniz ve Hava kuvvet komutanlıkları ise MSB bakanlığına, keza diğer birimlerde, başta MSB ve Sağlık bakanlığı olmak üzere paylaştırılmıştı!  

 

Yapılandırma sonucu askeri açıdan tüm önemli kararların alındığı YAŞ’ da oy kullanma durumu şu şekilde olmuştu.

Başbakan, altı başbakan yardımcıları ve elbette birde en üst onay makamı olan, Cumhurbaşkanı ile on bir oy. Askerlerin bu önemli kararların alındığı oylamada etkinlikleri ve yasal tepkileri ise sadece dört oyla kısıtlı kalmıştı!

Bu oyların nasıl özgür kullanılacağı ise ayrı bir değerlendirmenin konusu olsa gerekir. Örneğin bir yerde, bir üyenin hayır demesi, aynı zamanda göreve devamını da tartışılır hale getirmeyecek mi?

Zaten bu görevlere de aynı oylama ile getiriliyorlarsa?

Elbette oy çokluğu fahiş bir şekilde, sivil ve siyasi otoritede olan bu oylama sisteminde, zaten siyasi iktidar her halde böyle bir kişiyi öncesinde bu göreve seçmeyecektir.

Ayrıca önceleri sadece Başbakan ve MSB katıldığı oylamalarda, 2002 den bu yana siyasi iktidar, özellikle ordudan atılanlara şerh koyarak imzalıyor ve kabul etmiyorlardı.

Ancak 2007 ye kadar, Cumhurbaşkanı bu kararları onaylıyor ve yürürlüğe giriyordu, oysa 2007 cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası, bu tür YAŞ kararları ile atılmalar, nerde de ise ortadan kalkmış oldu!

Madem artık YAŞ kararları yasal olarak da soruşturula biliyor ve oylama sonucu bu ilk sivil ağırlıklı ve sonuçları özellikle, Deniz Kuvvetleri açısından çok tartışılan, bu kararların nasıl alındığı, ne gerekçelerle bu durum yaratıldığı, özelliklede, YAŞ kararlarında ki imzalarda, çekince ya da şerh notu düşen olup, olmadığı da açıklanmalıdır.

Bu şekilde gerek yeni göreve atananlar, gerekse bu geçtiğimiz zor dönemde, başarıyla görev yapanların, özelliklede kamuoyunun kuşkuları da orta yerden kalksın…

Aksi durum ve sessizlik, ne yazık ki siyasetin YAŞ ta ki üstünlüğünün ve kesin muktedirliğinin, ben istediğimi görevden alır, istediğimi de istediğim de, istediğim kademeye getiririm anlayışı, tüm TSK ve kamuoyuna yer edecektir.

Bürokraside yapılan yanlış seçimlerin ve atamaların, liyakat ve hiyerarşik düzenden kopmanın, bizi nerelere getirdiği ve az daha iktidarı, hatta devleti ele geçirme durumuna düşürmüştü, bunu asla unutmamalıyız!

Ama askeriye, tüm bu kurumlardan çok daha farklı bir yapı!

Eğer bu yönde de, belirli askeri deneyim ve doktrinleri dikkate almadan, kararı biz verir ve uygularız durumuna getirirsek?

Belki yıllarca hiçbir şeyde olmaya bilir ama ilk orduya ihtiyaç duyduğumuzda, beklenen başarıyı alamazsak, iktidarı, devleti değil, ülkeyi hatta tüm vatanı tümden kaybedebiliriz…

Deniz sınırları, kara sınırlarından kat be kat büyük olan, üç deniz ve birde dünyanın en güzel iç denizi ile çevrili ülkemizde, sivil deniz işletmelerini yok ettik, tersaneleri özelleştirdik, Kabotaj bayramlarını bile kutlamaz olduk, son şura ile de, Deniz Kuvvetlerimizi, hem kıdem olarak hem de yaratılan ortam olarak yıpratmış olmadık mı?

Bu kadar devlet deneyimine ve oya sahip bir iktidar, bu uygulamaları daha zarif ve daha iyi bir ifade ile sırasına, sünnetine göre de yapabilirdi!

Ne göreve gelen, ne görevden ayrılanlar, bu yaratılan duruma gönül koymuş ve üzülmüşlerdir.

Askerlerimiz çok iyi bilirler ki her görevin bir sırası ve sonu vardır ve her görevden ayrılanın bıraktığı bayrağı, bir sonrasında ki rütbesine bakmadan, alır ve en ileriye ve de daha yükseğe taşımak için var gücü ile çabalar…

Askerin azmini kırmak, demokrasiye katkı değil, tam tersi ülke güvenliğinde zafiyet yaratmanın başta gelen en hatalı yöntemidir!

Diğer Yazıları

  Hava Durumu


ISTANBUL

  Yazarlar

KAZIM ÇİLOĞLU

KAZIM ÇİLOĞLU

Seçim kapıya dayandı!
Dr. NİMET ELİF ULUĞ

Dr. NİMET ELİF ULUĞ

Atatürk’ü sevmek zor zanaat

Köşe yazılarının tüm adli sorumluluğu yazarına aittir.

  Puan Durumu