Bu pazar seçim olsa hangi parti ne kadar oy alır?
Kılıçdaroğlu: Herkesin inancı benim başımın üzerine...
Yabancıya konut satışında yüzde 70'lik artış
Değerler derslerine din öğretmenleri girecek
Meteoroloji: Sıcaklıklar mevsim normallerine dönüyor

AND İÇME – DOLU İÇME (YEMİN ETME)

MURAT ŞAHİN

16-12-2016 11:11


AND İÇME – DOLU İÇME (YEMİN ETME)

“…Pir elinden dolu içtim,
Doğdum elinize düştüm,
Ak cenneti gördüm geçtim,
Hünkar Hacı Bektaşı Veli…”

Pir Sultan Abdal

Yazılı tarihimizin başlangıcı kabul edilen Orhun Yazıtları’ndan önce, sözlü edebiyatürünleri olarak var olduğu bilinen Türk destanve efsanelerinde Türk budununun yaşamında inançlarının ve değerlerinin ciddi bir yer tuttuğu belirgin şekilde görülmektedir. Yaratılış Destanı‘nda; “…Dinleyin ey insanlar, varı yok demeyin. Varlığa yok deyip de, yok olup da gitmeyiniz. şeklinde seslenen Ülgenin acunu (Evren – dünya) yaratılışı anlatılmaktadır. Ergenekon Destanı‘nda;“…Türklerin vardıkları ülkede akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, yemişler, avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, ulu Tanrı‘ya şükrettiler. söylem Türklerinsahip oldukları her şey için Tanrı’ya şükrettikleri anlatılmaktadır.

Oğuz Kağan Destanı‘nda “…Günlerden bir gün Oğuz KağanTanrı’ya yalvarırken karanlık bastı. Gökten bir gök ışık indi.şeklinde yalavaç (yalvarma, yakarma, dileme) kabul edilen Oğuz Kağan’ın inzivaya çekildiği anlar betimlenmektedir.

Kül Tigin Yazıtında geçen;“…Tengri yarlıkadukın üçün özüm kutum bar üçün kağan olurtum. Kağan olurup yok çığañy budunug kop kubratdım. (Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum üçün, kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım.) sözü, Acun’da (evren, dünya) var olan her şeyin aslında Tanrının isteğiyle gerçekleştiğine, onun bilgisi içinde olmadan bir yaprağın dahi kıpırdamadığı inancına Türklerin binlerce yıl öncesinden inandığını göstermektedir.

12. yüzyıla geldiğimizde, Dede Korkut Destanları’nda;

 “…Hey Dirse Han, bana gazap etme, incinip acı sözler söyleme. Yerinden kalk, alaca çadırını yeryüzüne diktir, attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kes. İç Oğuz’un Dış Oğuz’un beylerini başına topla, aç görsen doyur, çıplak görsen donat. Borçluyu borcundan kurlar, tepe gibi et yığ, göl gibi kımızsağdır. Büyük ziyafet ver, dilek dile, olur ki bir ağzı dualının hayır duası ile Tanrı bize bir topaç gibi çocukverir.söyleminde Türk ulusunun Tanrı için güzel ahlâkla yaşamak gerektiği gerçeğini içselleştirdiğini kanıtlamaktadır.

Tüm bu örnekler, Türklerin tarihboyunca hangi dine mensup olursa olsun inançlı olduğunu ve kutsalları bulunduğunu göstermektedir. İşte bu toplumun “ant içme” (yemin etme) alışkanlığı, en kötü insanların bile gazabından çekinip, ona kulluk etme ateşiyle yandığı ulu Tanrı’yı yalanlara alet edemeyeceği gerçeğinden ve sözlerini karşıdakine inandırıcı kılma ihtiyacından doğmuştur. Üzerinde ant içilen (yemin edilen) bir söz veya davranışa Tanrı ve toplumun kutlu sayılan sözlü yasaları olan Türk töresi tanık (şahit) kılınmıştır. Böylece geri dönülmez, vazgeçilmez ve gerçekliği öylece kabul edilen yaşantılar ortaya çıkmıştır. Hele yazının icat edilmediği dönemlerde, yazılı bir metin üzerinde anlaşma yapmak olanaklı olmadığı için bir konu üzerinde ileride değişmesi olanaklı olmayan düşünce birliktelikleri “antlaşma” törenleri ile sağlanmıştır.

Türk gelenek ve töresinde “ant içmek” kavramı çok yaygın bir yaşantıyı anlatmaktadır. Bu kavramın içerisinde geçen “içmekfiili, gerçekten bir nesneyi içmek, yutmak anlamında kullanılmaktadır. Eski Türk töresinde birden fazla kişinin, bir söz veya davranış üzerinde sözleşip, bunlar üzerinde Tanrı’yı tanık (şahit) kılarak anlaştıkları “ant içmek” geleneği bulunmaktadır. En az iki kişi, bir şey üzerine söz verecekleri zaman “and” denilen bir içki kabının içerisine kımız konulur, yemin edecek / söz verecek kişiler kılıçlarını çekerek bileklerini keser ve o kabın içerisindeki kımıza birkaç damla kan damlatırmış. Bu kutlu sözleşmeye dahil olan herkesin kanı kabın içine aktıktan sonra, and denilen çamçaktan ( and kabı) herkes bir yudum içer ve böylece geri dönülmez bir anlaşma üzerine and içmiş olurlarmış. İşte bu törenli sözleşmeye, “and içmek” denirmiş. Ant içen kişiler “anda” olarak adlandırılır ve Türk töresince bu söz üzerinden asla geri dönülmezmiş.

Kan kardeşliği ve ant içme töreni, Heredot’un İskitlerden söz ederken; sözleşecekleri zaman bıçakla kendilerini yaralayıp kanlarını şarap kadehine akıttıktan sonra bu kanlı şaraba silahlarını batırdıklarını ve dua edip anlaştıklarını ifade ederken de görülmektedir.

Cengiz Hanile Camuka’nın kan kardeşliği ve andalığı konusundaki tarihi, “Mongol” adlı filmde  birkaç yerde betimlenmeye çalışılmıştır. Yesügey’in oğlu Cengiz Han’ın Börte adlı kızı evlenmek üzere seçtiği zaman bunun şerefine kadeh kaldırıldığı ve bir nevi ant içildiği, Yesügey’in düşman kavimler tarafından zehirlenmesi olayında, “Onlar bizim düşmanımız, ikramı kabuletmeliyim. Ben Kağan Yesügey olarak geleneği bozarsam, düzen bozulur. şeklinde antlaşma örneği anlatılmaktadır.

Abdülkadir İnan, Türkler arasında and içmenin geçmişini, Hun Türklerine kadar götürürken and içme ritüellerinde yer alan unsurları birkaç başlık altında toplamış bunların arasında kan, silah, hediyeleşme, herhangi bir nesneyi kertme, ayı kafası ve derisi ve tırnak  yalamayı saymıştır.

Erhan AKTAŞ’ın deyimiyle; “…Türk kültür dairesinde bir and şekli olan ve genellikle şahsî münasebetlerin pekişmesi amacıyla yapılan, sembolik ve/veya gerçek şekliyle tarafların kanlarını içme, kanlarını birbirlerine karıştırma şeklinde tezahür eden gelenek Macarlarda da görülmekte; Macar kültüründe bir hükümdar tayin edildiğinde hükümdara bağlılığı bildirilmenin bir göstergesi olduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca adı bilinmeyen bir Macar kralının seçimi sırasında geçen şu olay, bu geleneğin bir Altay kavmi olan Macarlarda dagörüldüğünü göstermektedir:

“…Bu yedi önde gelen kimse soyca asil, savaşta yiğit ve sadakatlerinde sıkı idiler. Sonra eşit irade ile Álmos’a dediler: Bugünden itibaren seni han ve hükümdar olarak seçtik ve talih seni nereye götürürse, oraya peşinden geleceğiz. Sonra bu yedi kişi bir kâseye kanlarını akıtarak putperest tarzında Han Álmos’a yemin ettiler. Ve putperest olmalarına rağmen, ölünceye kadar aralarında ettikleri bu yemini tuttular.

Günümüz Türkiye Türkçesinde , “yemin içmek” şeklinde yanlış bir kullanım görülmektedir. Bu durumant içmekve yemin etmek (Arapça kökenli bu kavram daha sonra incelenecektir.)  sözlerinin karışımı şeklinde ortaya çıkmıştır. Söz varlığımızdaki “antlaşma” sözcüğü, kişilerin “ant” içerek sözleşmesi anlamında yaygın biçimde kullanılan bir sözcüktür ve etimolojikköklerinde bu olay yer almaktadır. Ayrıca bugün içki kültüründe kadehi kaldırılırken, herkesin sağlığınıza, şerefinize gibi bir söz kullanarak kadehi ağzına götürmesi, bu geleneğin bir izini taşımaktadır. Göktürk alfabesinde “nd” seslerini karşılayan tamga (yemin söz anlamında simge), yukarıda anlatılan “and içme” eylemini tanımlamaktadır. Bir içki kabının –ki buna eski Türkçede “tolu”  veyaçamçak denmektediriçerisine damlamış üç damla kanı gösteren bu görsel, aynı zamanda Göktürk yazısının Türk kültür, gelenek ve töresini ne kadar güzel yansıttığını da göstermektedir.

Eski Türk töresine göre, devletin başına geçen kağan bir “and töreni” yapar ve tolu kadehini kaldırarak Tanrı’nın huzurunda halkına sözverirdi. İslamiyet’ten önce çok yaygın olarak sürdürülen bu gelenek, Türklerin Müslümanlığı seçmesinden sonra giderek azalmıştır; fakat uzun yıllar bu bir âdet olarak sürdürülmüştür. Ant içerek “anda” olan insanlar, kan kardeşi sayılırlar. Kan kardeşliği, bugün de Türk inanışlarında (Anadolu Aleviliğinde musahiplik) var olan bir törensel sözleşmedir. Bileğini veya parmağını, bir damla kan akacak şekilde kesen kişiler kanlarını birbirine değdirmek suretiyle “kanlarının karıştığını” düşünür ve Bundan sonra kan kardeşiyiz. ifadesiyle sözleşirler.

Ant içme törenlerinde kullanılan kadeh (tolu - dolu) özel olarak yapılırdı.

Anadolu Aleviliğinde dolu içmek;

Bir Alevi ozanı olan Aşık Hasan Hüseyin bir nefesinde;

“…Eğildim bir dolu içtim,
Dost elinden pir elinden,
Dertsiz idim derde düştüm,
Dost elinden pir elinden
…”der.

Haluk BERKMEN’in deyimiyle:

 “…Türktoplumlarının çeşitli kutsal hayvanları bu kadehte şekillenirdi. Türk toplumlarının, günümüzde müzelere konmuş olan, and tolularına baktığımızda, bu kadehlerin boynuz gibi eğri olduklarına dikkatinizi çekerim. Her birinde İslâmiyet’ten önceki Türk toplumlarında kutsal sayılmış olan geyik, at, vaşak, dağ keçisi ve aslan gibi hayvanlar tolu ile estetik bir şekilde bütünleşmişlerdir. Bu kadehlerin yapımında önceleri içi boş dağ keçisi boynuzu kullanılırken, zamanla altın veya gümüş, bazen de bakır madenleri kullanılmıştır.” 

Özetle, ant içmekTürk tarih ve kültürünün çok eskizamanlarından beri, özellikle yazılı antlaşmaların yerini dolduracak nitelikte Türk geleneklerinde gayet önemli bir ritüel (tören) olarak var olmuştur.

Reşit Galib’in öğrenci andı içinde geçen; “…Ey büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe, durmadan yürüyeceğime ant içerim!sözünü milyonlarca Türk genci bugün hâlâ haykırıyorsa, bu geleneğin sözlüolarak bile olsa binlerce yıl sonraya aktarılacak kadar güçlü bir törensel sözleşme olarak ulusumuzun benliğine işlediğini göstermektedir.

İslamiyet’ten önce tüm Türk toplumlarında and içme törenleri önemli yer tutardı. Bahaeddin Ögel, Dünden Bugüne Türk Kültürünün Gelişme Çağları (1) adlı eserinde şu ifadeleri kullanmaktadır.

  "…Yüeçi kralının başı altınlatılıp and kadehi yapıldı. Büyük devlet akit ve andları bu kadehle yapıldı. Göktürk devleti kendisini eski Juan-Juan devletinin mirasçısı olarak gördü. İ.Ö.43 yılında Hunlar ile Çin elçileri arasında  andlaşmalar  “and kadehi” ile yapıldı."

 Bu sözlerden anlaşılacağı üzere tüm önemli olaylarda (tahta çıkma veya diğer bir devlet ile yapılan anlaşmalarda) and içilmektedir. Burada dikkat çeken söz and içildiği asla and söylenmediğidir. Ayrıca bugün kullanmakta olduğumuz “anlaşma” sözünün aslı “andlaşma” olduğu görülüyor. Yani, karşılıklı oturup anlaşma imzalanmıyordu, kadeh kaldırılıp and-içiliyordu.  And içilen kadehin adı da “tolu” idi. (2)

   “Cengiz hanın küçük oğlu tahta çıkmadan önce, kendi yerine, Toluy’un han olmasını istemişti. Tahta çıkarken kadehi Toluy’un elinden aldı. Orada bulunanların hepsi 9 defa diz çöktüler.” (1)

  Moğollarda and kadehi olan “tolu” öylesine önemseniyordu ki Cengiz Han oğullarından birine Toluy adını verdi. B. Ögel, Özbek sarayındaki Kımız (at sütü) içme töresini şu şekilde aktarmaktadır (1):

  “Padişah, kımız adı ile ünlü olan temiz içkiyi biraz içer ve devletin en ileri gelenine ikram eder. O da kadehin tümünü içer. İçki içme, böylece töre üzere sürer gider. Beyler ile komutanlar tamam olduktan sonra askerlere sıra gelir.”

  Yazının henüz pek az kullanıldığı dönemlerde verilen sözün büyük önemi vardı. Bu bakımdan and-içme törenlerinde kullanılan kadeh (tolu) özel olarak yapılır ve Türk toplumlarının çeşitli kutsal hayvanları bu kadehte şekillenirdi. Alttaki resimlerde çeşitli Türk toplumlarının, günümüzde müzelere konmuş olan, and tolularını görüyoruz. Bu kadehlerin boynuz gibi eğri olduklarına dikkatinizi çekerim. Her birinde İslâmiyet’ten önceki Türk toplumlarında kutsal sayılmış olan geyik, at, vaşak, dağ keçisi ve aslan gibi hayvanlar tolu ile estetik bir şekilde bütünleşmişlerdir. Bu kadehlerin yapımında önceleri içi boş dağ keçisi boynuzu kullanılırken, zamanla altın veya gümüş, bazen de bakır madenleri kullanılmıştır.

Bu tolu kadehlere Yunanca “Rhytos” ve İngilizce “Rhyton” (okunuşu rayton) denmektedir. Fakat İngilizce rayt olarak okunan ve “Rite” olarak yazılan sözcük ise “töre” demektir. Şu halde sözcüğün Rayt-On şeklinde söylenişine bakarsak and içmek için kullanılan tolu kadehinin anlamı “Evrensel Töre” olmaktadır. Bu bağlamda Fransızca “rituel” ve İngilizce “ritual” sözcükleri “töreye bağlı ayin” anlamlarını içerirler. Tüm Asya ve Avrupa’daki kadim kültürlerin and-içme törenlerinde kadim Türk kültürüne ait kutsal hayvanları içeren tolu kadehlerini yüzyıllar, hatta binyıllar boyunca kullanmış olmaları basit bir tesadüf olamaz.

 MOĞOLCA AND NE DEMEK?

Andveya ant, Türk ve Moğol halk kültüründe ve inancında yemindemektir. Moğolcada Anda veya Andgay denir.

Anlam ve İçerik

Yeminden dönmek büyük bir günah ve suç olarak kabul edilir. Sözün kutsal gücünden kaynaklanan bir kavramdır. Söz ile bildirdiği davranış, sonuç veya nesne arasında bir farklılık olmadığı; (3) sözün ve adların bir anlamda bunların ruhu olduğu, söz ile bunlar arasında cismi bir bağ olduğu düşüncesinin bir sonucudur. Büyük bir Ant içilirken bir kab’a kan akıtılmasının nedeni de budur. Başkırtlar’da yeri kazarak ant içme olgusu da mezarı çağrıştırması ile bağlantılıdır. Bugün dahi "Ant İçmek" tabiri kullanılır ve and içilirken, içilen süt ile bağlantılıdır. (4) Söz vermek deyimi de sözün bir nesne gibi başkalarına devrildiği düşüncesinin bir kalıntısıdır.

And kavramı insanlığın ortak algılarından birisidir ve yerine getirilmediğinde insanın en azından onurunda bir eksilme meydana geleceğine, bazen de felaketlerle karşılaşılacağına ister çağdaş, ister ilksel hemen her toplumda inanılır. Türk-Moğol kültüründe önemli bir yer tutan kan kardeşliği de yine ant içilerek gerçekleştirilir ve bu kan kardeşi olmuş bu kişilere Antlı denir.

Türkler demir kutsaldır ve bu nedenle kılıçla veya bıçakla ant içilir.(5)

Ant’lı

Moğolcada Anda veya Andakar denilir. (6) Ant içerek kan kardeşi olmak demektir. Bir tasın içerisine koyulan süte bileklerinde açılan kesikten kan damlatarak içip kan kardeşi olunur. Türklerde ve Moğollarda ortak bir gelenektir. Moğol mitolojisinde “Anda Bars” denen ve insanlarla kan kardeş olmuş bir Pars ongunu vardır. Anda’lık Türklerin en eski geleneklerinden biridir. Andalar birbirlerini kardeşlerinden daha ileride korur, sayar ve kayırmaya çalışırlar.

Tobadı

Tobadı- Türk, Çuvaş ve Altay halk inancında yemin sözüdür. Tupata olarak da söylenir. “Vallahi” veya “Billahi” gibi anlamlarda kullanılır. “Tobadı doğru söylüyorum” gibi… İskit ocak tanrısı Tabıtı’nın adıyla da bağlantılıdır.

Etimoloji

  • Ant/And:(An) kökünden türemiştir. Söz verme, anlaşma anlamlarını içerir. Moğolca kökenlidir. An kökü Moğolca ve Türkçede tutmak anlamını barındırır. Eski Altaycada Anta, Tunguz ve Mançu dillerinde de Anda biçimiyle yer alır.
  • Tobadı:(Top/Tob/Tab/Tap) kökünden türemiştir. Bu kök, Eski Türkçe ve Moğolcada diz, diz çökmek anlamı içerir. Hatta aynı anlam Tunguz ve Mançu dillerinde de vardır. Kökeni tam olarak tespit etmek şu an için zor gözükmektedir. Toba (Tabgaç) şeklinde bilinen eski Türk kavminin adını da çağrıştırmaktadır. Tapmak fiili ile de ilgilidir. Çuvaşçada Tob veya Tup sözcüğü evin ortası demektir.

Kaynakçalar;

1.    Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı yayını, İstanbul 2001 (sayfa 292)

2.     Doç. Dr. Haluk BERKMEN,Akhenaton-Khan-Aton, yazısından alıntı.

3.    Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, Celal Beydili, Yurt Yayınevi (Sayfa - 60)

4.    Türk Söylence Sözlüğü, Deniz Karakurt, Türkiye, 2011, (OTRS: CC BY-SA 3.0)

5.    Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi (Cilt-1, Sayfa 67)

6.    Mongolian Dictionary, Andras Rajki, ("andgay")

7.     Orhan Kutlu – yazısından alıntı.

 

Diğer Yazıları

  Hava Durumu


ISTANBUL

  Yazarlar

KAZIM ÇİLOĞLU

KAZIM ÇİLOĞLU

NATO kafa, NATO mermer!

Köşe yazılarının tüm adli sorumluluğu yazarına aittir.

  Puan Durumu

  O G B M A Y AV P
1.GALATASARAY A.Ş. 12 8 2 2 27 14 13 26
2.MEDİPOL BAŞAKŞEHİR FK 12 8 2 2 23 14 9 26
3.BEŞİKTAŞ A.Ş. 12 6 4 2 19 12 7 22
4.KAYSERİSPOR 12 6 4 2 19 14 5 22
5.FENERBAHÇE A.Ş. 12 5 5 2 25 17 8 20
6.DEMİR GRUP SİVASSPOR 12 6 1 5 18 19 -1 19
7.BURSASPOR 12 5 3 4 22 15 7 18
8.GÖZTEPE A.Ş. 12 5 3 4 22 21 1 18
9.TELESET MOBİLYA AKHİSARSPOR 12 5 3 4 18 19 -1 18
10.AYTEMİZ ALANYASPOR 12 5 2 5 25 22 3 17
11.TRABZONSPOR A.Ş. 12 4 4 4 23 26 -3 16
12.KASIMPAŞA A.Ş. 12 4 3 5 20 21 -1 15
13.EVKUR YENİ MALATYASPOR 12 4 2 6 16 20 -4 14
14.ANTALYASPOR A.Ş. 12 3 4 5 14 21 -7 13
15.ATİKER KONYASPOR 12 3 2 7 12 16 -4 11
16.OSMANLISPOR FUTBOL KULÜBÜ 12 2 2 8 17 26 -9 8
17.KARDEMİR KARABÜKSPOR 12 2 2 8 12 21 -9 8
18.GENÇLERBİRLİĞİ 12 2 2 8 14 28 -14 8